Herşey Pelin'in kuzeni ve bisiklet sevdalısı Türkan Abla’mızın
geçen hafta sonu bir organizasyon ile Çanakkale’ye gideceğini söylemesi ile
başladı.
Organizasyon, Çanakkale’deki 18 Mart Bisiklet grubunun
Çanakkale Valiliği’nin “Zaferin 98. Yılında 98 etkinlik” programı çerçevesinde
düzenlediği bir bisiklet turu. Katılımcı
sayısı yaklaşık 750, 32 bisiklet grubu katılıyor.
Biz de hemen akuple olduk tabii ki.
Program şu, Cuma akşamı otobüs ile Çanakkale’ye yola çıkılıyor,
bisikletler otobüse yükleniyor. Biz
Cumartesi sabahından araba ile gitmeyi tercih ettik.
Bu tur sonrasında konaklayacağımız Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Dardonos Yerleşkesi’ne ulaşım. Bazılarımız (biz de) misafirhanede kalırken çok ciddi sayıda katılımcı da çadırlarda kamp yapmayı tercih etmiş, harika bir görüntü. Dardonos Yerleşkesi çam ağaçlarının arasında kurulmuş, deniz kenarında nefis bir tesis.
Akşam yemeği sonrası yat zıbar borusu çünkü sabah 08:00’de
tekerlek döner. Hedef Çanakkale, sonra
feribotla Eceabat.
Biz de bebelerimle yola koyuluyoruz. Pelin arabayla arkadan geliyor. Şekil şu şekil. Hayat onlara güzel.
Konvoydan fazla kopmadan sağ salim Çanakkale’ye varıyoruz. Arkada nereden baksanız 100-150 kişiyi bırakmışız, performans fena değil.
Çanakkale’den feribot ile Eceabat’a geçiliyor.
Rota (yaklaşık 90 km.)
·
Eceabat- Bigalı Köyü (Bigalı köyünde mola)
·
Bigalı Köyü, Büyük Anafarta Köyü, Anzac Koyu
(Anzac koyunda mola)
·
Anzac Koyu, Alçıtepe (Alçıtepe’de mola)
·
Alçıtepe, kıyı şeridinden Seddülbahir (Yahya
Çavuş Anıtı)
·
Seddülbahir-Abide
·
Abide’de mola –Pilav dağıtımı
·
Abide- Kilitbahir
·
Kilitbahir Tabyalarında tören
Biz bu rotayı araba ile teptik çünkü ciddi yokuş yukarı bir
rota, arkada 40 kiloluk yükle çıkmam mümkün değil, hem bebelerin de keyfi
yerinde. Geze toza, çiçek toplaya
toplaya, kırsala çiş kaka yapa yapa gidiyoruz.
Önce Anzak koyu. Ama
yol boyunca sayısız şehitlik, Anzak/İngiliz mezarlıkları. Neredeyse her derenin, her vadinin, her
tepenin adı var. Son derece düzgün ve
bakımlı tabelalar, yol kenarlarında bu destansı savaşın her biri ayrı destan
olan çatışmalarını anlatan tabelalar.
Anzak koyu’nda bir mola veriyoruz, organizasyon tarafından
dağıtılan kumanyalar lüpletiliyor. Koyda
hummalı bir çalışma var, törenler için seyirlikler kuruluyor.
Sonra rota Alçıtepe,
köfte ve çay eksiklerimizi giderdik.
Çanakkale’nin “Peynirli Helvası”
nı denedik ama beğenmedik, belki yediğimiz yerin helvası kötüydü,
bilemiyorum. Sonra rota Seddülbahir ve
Şehitler Anıtı ve Şehitlik. Çok sade bir şehitlik, insanın içi acıyor.
Bu kadar ölü. Nasıl
olmuş? Nasıl savaştırılır bu kadar
insan, neden? Bu nasıl bir
adanmışlıktır, 20m ötedeki sipere doğru atılmak? Öleceğini bile bile. Önce kimin siperden çıkacağına kim karar
vermiş? Savaştıranlara duyduğunuz nefretle savaşanlara duyduğunuz saygı
birbirine karışıyor.
Gözyaşlarını tutmak mümkün değil. Kendime de kızıyorum, buraya gelmek için 40
yaşını mı bekledin? Anneme babama
kızıyorum , okuduğum okullara kızıyorum beni neden buralara daha önce
getirmediniz diye, devletime kızıyorum bin tane abuk sabuk yönetmelik ve
mecburiyet çıkaracağına “her vatandaşın 18 yaşını doldurduğunda Çanakkale’ye
gelmesini mecburi kılamadınız mı” diye.
Şehitlik dedim ya insanın içini acıtıyor, sembolik mezarlar,
mezartaları camdan üzerinde isimler, isimler, isimler... Anıt çok görkemli, bu savaşta savaşan ulu
insanlar gibi sade ve mütevazi. Karşı
siperdeki düşmanına (!) su verecek kadar temiz, yaralılarını, ölülerini
toplamak için kendi kendilerine ateşkes ilan edecek kadar centilmen. Zaten anıt üzerindeki rölyeflerde de bu tema
işlenmiş. Burada hiçbir yerde hiç bir
kimsenin ağzından Anzak ve İngiliz askerlerine karşı düşmanca bir söylem ve
hiçbir yerde bu doğrultuda bir yazı görmek mümkün değil. Tepelere, geçitlere Anzakların İngilizlerin
adları verilmiş. Onlar benimsemiş, kabul
etmişiz. Dünya barışı için herkesin
Çanakkale’yi ve Çanakkale’lileri tanıması, özümsemesi, anlaması lazım.
Seddülbahir
Şehitlikten sonra hedef Kilitbahir tabyaları. Arabayla yola koyuluyoruz, yolda Türkan
Abla’ya rastlıyoruz, dili bir karış dışarıda, yalvaran gözlerle bakıyor ama
arabada yer yok. Benim de içim gidiyor
bisiklete binmek için, hemen kavança.
Pelin direksiyona, Türkan Abla arabaya ben Türkan Abla’nın bisikletine.
Harika bir karar vermişim.
Olağanüstü bir coğrafyada, olağanüstü bir tarihin içinde bisiklete
biniyorum. Yol dönüyor dolaşıyor,
yeşilliklerin arasından deniz gözüküyor.
Yolun devamı deniz kenarından, harika bir manzara.
Bu arada performans olağanüstü, rampa, düzyol demiyorum
basıyorum. Türkan Abla neredeyse
konvoyun en arkasındaydı, önlere doğru ilerliyorum. Oldum olası bisikletla yavaş gitmeyi
sevmem. Rampalarda yüklenirim, hızlı
çıkarım. Sona doğru nefes nefese
kalırım, bacaklarım yanar ama devam devam devam. Kondüsyon yerinde, moralim yerine geldi.
Dedim ya denize vardık, deniz kıyısında harika bir yoldan
kilitbahir’e doğru ilerliyoruz. Yolda
hikayesini belki de yüz kere okuduğum Seyit Onbaşı’nın heykelini
görüyorum. http://tr.wikipedia.org/wiki/Seyit_Ali_%C3%87abuk
Gözler doluyor yine. Bu kıymetli insana yıllar sonra yalancı yaftası yapıştırılmaya çalışıldığını okuduğumu hatırlıyorum. Ayıp.
Gözler doluyor yine. Bu kıymetli insana yıllar sonra yalancı yaftası yapıştırılmaya çalışıldığını okuduğumu hatırlıyorum. Ayıp.
Bizimkiler de arabayla geçiyorlar, Kilitbahir de az
ileride. Burada tören yapılacak ve
etkinlik sona erecek. Yapılan güzel
konuşmalarda yine Türk-İngiliz-Hint-Anzak ayrımı yok, herkes Çanakkale’nin
Çanakkale’lilerin evladı. Çanakkale
Valisi de tura katılmış, şort ve yağmurluk ile yaptığı konuşmada farklı bir
devlet adamı portresi çiziyor, yolu açık ve kolay olsun.
Bu sene ikincisi yapılmış olan bu etkinlikte esas hedef 100.
Yılda 1915 bisikletçi. Bu da bu
adanmışlık ve beceri ile yapılmayacak iş değil.
Zaferin 100. Yılında, 2015’de İngiliz, Hint Avusturalyalı ve Yeni
Zelanda’lı bisikletçilerin de katılım hedefleniyor. Umarım başarırlar, benim hiç şüphem yok. Organizatörlerden Mehmet Bey’e seneye tekrar
geleceğimizi ve Gezgin Korsan’dan da bisikletçi bir grup toplayacağımızı
söyledim. Beni yalancı çıkartmayın
dostlar.
ve İstanbul’a yola koyuluyoruz.
Nihayetinde çok güzel bir etkinlikti, iyi ki gitmişiz. Bebeler maskot gibi oldular, bizden başka
çocuklu aileler de vardı, 3 tane de romörk vardı. Ama romörkte iki çocuk bir tek bizdik. Diğer katılımcılardan aldığımız tepkileri, Çanakkale
sokaklarında gezerken insanların bizi gördüklerindeki yüzlerindeki ifadeleri
çekecek başka bir ekip olsaydı keşke.
Çok hoşumuza gitti, bebelerim de çok memnun kaldı. Poyraz, Pazar akşamı Türkan Abla’ya “Tatlım,
(O’na Tatlım derler bizimkiler) neden güzel tatiller bu kadar çabuk bitiyor?”
demiş.
Seneye bir engel olmazsa tekrar gideceğiz. Hep beraber gidelim.



