26 Mart 2013 Salı

2. Şehitlere Saygı Turu - Çanakkale 23-24 Mart 2013


Herşey Pelin'in kuzeni ve bisiklet sevdalısı Türkan Abla’mızın geçen hafta sonu bir organizasyon ile Çanakkale’ye gideceğini söylemesi ile başladı.
Organizasyon, Çanakkale’deki 18 Mart Bisiklet grubunun Çanakkale Valiliği’nin “Zaferin 98. Yılında 98 etkinlik” programı çerçevesinde düzenlediği bir bisiklet turu.  Katılımcı sayısı yaklaşık 750, 32 bisiklet grubu katılıyor.
Biz de hemen akuple olduk tabii ki.
Program şu, Cuma akşamı otobüs ile Çanakkale’ye yola çıkılıyor, bisikletler otobüse yükleniyor.  Biz Cumartesi sabahından araba ile gitmeyi tercih ettik. 
Cumartesi günü önce bir açılış töreni, sonra bir şehir turu (yaya),







sonra bisikletlerle şehir turu.


Bu tur sonrasında konaklayacağımız Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Dardonos Yerleşkesi’ne ulaşım. Bazılarımız (biz de) misafirhanede kalırken çok ciddi sayıda katılımcı da çadırlarda kamp yapmayı tercih etmiş, harika bir görüntü.  Dardonos Yerleşkesi çam ağaçlarının arasında kurulmuş, deniz kenarında nefis bir tesis.
Akşam yemeği sonrası yat zıbar borusu çünkü sabah 08:00’de tekerlek döner.  Hedef Çanakkale, sonra feribotla Eceabat. 
Biz de bebelerimle yola koyuluyoruz.  Pelin arabayla arkadan geliyor.  Şekil şu şekil.  Hayat onlara güzel.





Konvoydan fazla kopmadan sağ salim Çanakkale’ye varıyoruz.  Arkada nereden baksanız 100-150 kişiyi bırakmışız, performans fena değil.
Çanakkale’den feribot ile Eceabat’a geçiliyor.



Rota (yaklaşık 90 km.)
·         Eceabat- Bigalı Köyü  (Bigalı köyünde mola)
·         Bigalı Köyü, Büyük Anafarta Köyü, Anzac Koyu (Anzac koyunda mola)
·         Anzac Koyu, Alçıtepe (Alçıtepe’de mola)
·         Alçıtepe, kıyı şeridinden Seddülbahir  (Yahya Çavuş Anıtı)
·         Seddülbahir-Abide
·         Abide’de mola –Pilav dağıtımı
·         Abide- Kilitbahir
·         Kilitbahir Tabyalarında tören

Biz bu rotayı araba ile teptik çünkü ciddi yokuş yukarı bir rota, arkada 40 kiloluk yükle çıkmam mümkün değil, hem bebelerin de keyfi yerinde.  Geze toza, çiçek toplaya toplaya, kırsala çiş kaka yapa yapa gidiyoruz.



Önce Anzak koyu.  Ama yol boyunca sayısız şehitlik, Anzak/İngiliz mezarlıkları.  Neredeyse her derenin, her vadinin, her tepenin adı var.  Son derece düzgün ve bakımlı tabelalar, yol kenarlarında bu destansı savaşın her biri ayrı destan olan çatışmalarını anlatan tabelalar. 



Anzak koyu’nda bir mola veriyoruz, organizasyon tarafından dağıtılan kumanyalar lüpletiliyor.  Koyda hummalı bir çalışma var, törenler için seyirlikler kuruluyor. 




Sonra rota Alçıtepe,  köfte ve çay eksiklerimizi giderdik.   Çanakkale’nin “Peynirli Helvası” nı denedik ama beğenmedik, belki yediğimiz yerin helvası kötüydü, bilemiyorum.  Sonra rota Seddülbahir ve Şehitler Anıtı ve Şehitlik. Çok sade bir şehitlik, insanın içi acıyor. 
Bu kadar ölü.  Nasıl olmuş?  Nasıl savaştırılır bu kadar insan, neden?  Bu nasıl bir adanmışlıktır, 20m ötedeki sipere doğru atılmak?  Öleceğini bile bile.  Önce kimin siperden çıkacağına kim karar vermiş? Savaştıranlara duyduğunuz nefretle savaşanlara duyduğunuz saygı birbirine karışıyor. 
Gözyaşlarını tutmak mümkün değil.  Kendime de kızıyorum, buraya gelmek için 40 yaşını mı bekledin?  Anneme babama kızıyorum , okuduğum okullara kızıyorum beni neden buralara daha önce getirmediniz diye, devletime kızıyorum bin tane abuk sabuk yönetmelik ve mecburiyet çıkaracağına “her vatandaşın 18 yaşını doldurduğunda Çanakkale’ye gelmesini mecburi kılamadınız mı” diye.
Şehitlik dedim ya insanın içini acıtıyor, sembolik mezarlar, mezartaları camdan üzerinde isimler, isimler, isimler...  Anıt çok görkemli, bu savaşta savaşan ulu insanlar gibi sade ve mütevazi.  Karşı siperdeki düşmanına (!) su verecek kadar temiz, yaralılarını, ölülerini toplamak için kendi kendilerine ateşkes ilan edecek kadar centilmen.  Zaten anıt üzerindeki rölyeflerde de bu tema işlenmiş.  Burada hiçbir yerde hiç bir kimsenin ağzından Anzak ve İngiliz askerlerine karşı düşmanca bir söylem ve hiçbir yerde bu doğrultuda bir yazı görmek mümkün değil.  Tepelere, geçitlere Anzakların İngilizlerin adları verilmiş.  Onlar benimsemiş, kabul etmişiz.  Dünya barışı için herkesin Çanakkale’yi ve Çanakkale’lileri tanıması, özümsemesi, anlaması lazım.






Seddülbahir



Şehitlikten sonra hedef Kilitbahir tabyaları.  Arabayla yola koyuluyoruz, yolda Türkan Abla’ya rastlıyoruz, dili bir karış dışarıda, yalvaran gözlerle bakıyor ama arabada yer yok.  Benim de içim gidiyor bisiklete binmek için, hemen kavança.  Pelin direksiyona, Türkan Abla arabaya ben Türkan Abla’nın bisikletine. 
Harika bir karar vermişim.  Olağanüstü bir coğrafyada, olağanüstü bir tarihin içinde bisiklete biniyorum.  Yol dönüyor dolaşıyor, yeşilliklerin arasından deniz gözüküyor.  Yolun devamı deniz kenarından, harika bir manzara.


Bu arada performans olağanüstü, rampa, düzyol demiyorum basıyorum.  Türkan Abla neredeyse konvoyun en arkasındaydı, önlere doğru ilerliyorum.  Oldum olası bisikletla yavaş gitmeyi sevmem.  Rampalarda yüklenirim, hızlı çıkarım.  Sona doğru nefes nefese kalırım, bacaklarım yanar ama devam devam devam.  Kondüsyon yerinde, moralim yerine geldi.
Dedim ya denize vardık, deniz kıyısında harika bir yoldan kilitbahir’e doğru ilerliyoruz.  Yolda hikayesini belki de yüz kere okuduğum Seyit Onbaşı’nın heykelini görüyorum. http://tr.wikipedia.org/wiki/Seyit_Ali_%C3%87abuk



Gözler doluyor yine.  Bu kıymetli insana yıllar sonra yalancı yaftası yapıştırılmaya çalışıldığını okuduğumu hatırlıyorum.  Ayıp.
Bizimkiler de arabayla geçiyorlar, Kilitbahir de az ileride.  Burada tören yapılacak ve etkinlik sona erecek.  Yapılan güzel konuşmalarda yine Türk-İngiliz-Hint-Anzak ayrımı yok, herkes Çanakkale’nin Çanakkale’lilerin evladı.  Çanakkale Valisi de tura katılmış, şort ve yağmurluk ile yaptığı konuşmada farklı bir devlet adamı portresi çiziyor, yolu açık ve kolay olsun. 





Bu sene ikincisi yapılmış olan bu etkinlikte esas hedef 100. Yılda 1915 bisikletçi.  Bu da bu adanmışlık ve beceri ile yapılmayacak iş değil.  Zaferin 100. Yılında, 2015’de İngiliz, Hint Avusturalyalı ve Yeni Zelanda’lı bisikletçilerin de katılım hedefleniyor.  Umarım başarırlar, benim hiç şüphem yok.  Organizatörlerden Mehmet Bey’e seneye tekrar geleceğimizi ve Gezgin Korsan’dan da bisikletçi bir grup toplayacağımızı söyledim.  Beni yalancı çıkartmayın dostlar.
Nihayetinde sertifikalarımız ve madalyalarımızı alıyoruz


ve İstanbul’a yola koyuluyoruz.
Nihayetinde çok güzel bir etkinlikti, iyi ki gitmişiz.  Bebeler maskot gibi oldular, bizden başka çocuklu aileler de vardı, 3 tane de romörk vardı.  Ama romörkte iki çocuk bir tek bizdik.  Diğer katılımcılardan aldığımız tepkileri, Çanakkale sokaklarında gezerken insanların bizi gördüklerindeki yüzlerindeki ifadeleri çekecek başka bir ekip olsaydı keşke.  Çok hoşumuza gitti, bebelerim de çok memnun kaldı.  Poyraz, Pazar akşamı Türkan Abla’ya “Tatlım, (O’na Tatlım derler bizimkiler) neden güzel tatiller bu kadar çabuk bitiyor?” demiş.
Seneye bir engel olmazsa tekrar gideceğiz.  Hep beraber gidelim.

3 yorum:

Unknown dedi ki...

Çok güzel bir seyahat olmuş

Unknown dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
mehmetkazancı dedi ki...

Harika bir anlatım ve etkinliği yeniden yaşadım sayenizde. Bu coğrafyada sizlerle olmak guzeldi. Umarım bundan sonraki yıllarda da yeniden birlikte pedallarız bu coğrafyayı.